Sayfalar

29 Eylül 2010 Çarşamba

Zahir...

İşe gidiş ve dönüşte çok zaman harcayan ve servis ya da toplu taşıma aracı kullananlar bilirler, yapılabilecek şeyler;
1-trafiği ya da etrafı seyretmek
2-uyumak
3-müzik dinlemek
4-kitap okumak
5-sohbet etmek
6-boğazdan geçerken tüm bunlara ara verip seyre dalmak
7-hepsi bir arada:)

İşte uzun yolun sonuçlarından biri, "Zahir" bitti. Bana göre yavaş ilerleyen bir hikayesi vardı, daha akıcı olmasını tercih ederdim. Ancak, düşündürdükleri ve sanki okuyucuya kendi hayatından alınmış hissi veren "birkaç cümlesi" bile yetiyor...

Kitabın tanıtım yazısı;
Ünlü, başarılı, zengin bir yazarın savaş muhabirliği yapan karısı Esther bir gün ansızın ortadan kaybolur. Esther kaçırılmış mıdır, öldürülmüş müdür, yoksa kocasını mı terk etmiştir? Çok sevdiği karısını bulmak için yanıp tutuşan yazar, Esther’in en son birlikte görüldüğü Kazak genci Mikhail’le birlikte Fransa’dan İspanya’ya, Hırvatistan’dan Orta Asya steplerine uzanan bir yolculukta bulur kendini. Bu büyülü yolculuk giderek bir ‘iç yolculuğa’ dönüşecek, yazar yazgının gücü ve aşkın doğasını yeniden keşfedecek, yaşamına yeni değerler biçecektir... ‘Seni kendimden bile daha çok seviyorum.’ Eğer bunu söyleyebilirsem kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim, çünkü bu aşk beni rehin aldı.Günümüzün en çok okunan yazarlarından Paulo Coelho, daha önce yayınladığımız Simyacı, On Bir Dakika, Veronika Ölmek İstiyor gibi romanlarından sonra Zâhir’de de, okurlarını bir ruh yolculuğuna çıkarıyor. Zâhir’i okuduğunuzda, kendinizi daha derinden tanıyacaksınız.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Deneme 1-2 ...

Anne olmanın cilvelerinden biri de, masal kitabını ters taraftan da akıcı bir şekilde okuma kabiliyetini geliştirmektir :)

25 Eylül 2010 Cumartesi

Okulda ilk hafta...

İlk haftayı geride bıraktık.
Ama en heyecanlı gün ilk gündü hepimiz için.Hazırlıklar pazar akşamından yapıldı, heyecandan uyku zamanı biraz gecikti, derken sabah oldu.Bizim minik kuş dünden hazırdı zaten, hemen hazırlandı.Evden üçümüz çıktık, babayı yolda bırakıp anne-kız okula vardık.

Okula doğru ilk adımlar...

Öğretmeni görüp sonra bana doğru dönen utangaç bakışlar :)

Birkaç saniye sonra öğretmeninin kucağına zıplayıp beni unutan ve şaşırtan minnoş, öğretmeni ile sınıfa çıkarken bana da işe gitmem için izin verdi.
"Ama işten çıkınca beni almaya gel tamam mı?" diyerek...Halbuki ben izinliydim ogün ama ona işe gideceğimi söylemek zorunda kalmıştım.Yakınlarda olduğumu bilirse alışma süreci daha da uzayabilirdi.O yukarı çıktı ama ben okuldan ayrılamıyordum.Yarım saat bekledim, herhangi bir problem olmayınca zor da olsa okuldan ayrıldım.Bir anda boşlukta hissettim kendimi.Ne yapacaktım şimdi?Eve gitmek pek cazip gelmedi.Önce bir gazete alıp pastaneye gittim, kahvaltı yaptım.Biraz sonra yeni yeni açılmakta olan mağazaları turladım, öğlen oldu.Eve gidip birkaç işi hallettim saat 15 oldu.16:30 da sonra çıkacaklardı ama ben dayanamadım 15 te çıktım evden:)Okuldaki havayı biraz daha soludum.Anneler, çocuklar, kalabalık, herkesin üstündeki ilk günün getirdiği heyecan...Bir ara aşağı ikindi kahvaltısına iniyorlardı, gizlice izledim onu.Merdivenden çıkarken öğretmenin yanından ayrılmıyordu.Keyfi de gayet yerindeydi.Bundan yarım saat sonra da çıkışlar başladı zaten...

Neticede ilk gün ve ilk hafta okulda çok iyiydi Ceren.Hiç sorun yaşamamış, yaşatmamış.Yemeklerini evdekine göre daha iyi yemiş.Oyunlara severek ve isteyerek katılmış.Biraz da uyumuş.Yeter, daha ne olsun?
Gün içinde olan biteni sorunca da anlatıyor fakat daha çok kendisi anlatmak isteyince anlatıyor.Kilo almaya da başladı gram gram:)
Arkadaşlarının isimlerini söylüyor, neler yediğini, neler yaptıklarını, ya da yapmak isteyip de yapamadıklarını:)
-Bugün kaydıyağa binemedim anne?Tavşanı da az sevebildim.
-Yarın öğretmenine söyle o sana yardımcı olur.
-Tamam söyleyim.
Şükürler olsun sonraki günler de herşey yolunda gitti.Ta ki bir akşam ateşleninceye kadar.Okulun cilvesi olsa gerek, ertesi gün burnu akmaya başladı, bir gün gitmedi.İlaç kullanıyor şimdi.Hafif bir nezle ile başladık okul hayatına bakalım...
* * *
Tatlı fıstığımız, minik kuşumuz, sana çok teşekkür ediyoruz ve ettik de annen ve baban olarak. Böyle dönüm noktalarında, endişeli zamanlarımızda bize hiç zorluk çıkarmadın şimdiye kadar.Hep olgun bir çocuk oldun.Sanki yıllardır gidiyormuşsun gibi hazırlamışsın kafanda kendini meğer.Hastalık da olmasa daha iyi olacaktı tabii ama bu da okulun cilvesi napalım olacak tabii.Yeter ki öğrenme isteğin ve okula olan hevesin, öğretmenine ve arkadaşlarına olan sevgin hep böyle devam etsin...

* * *
Yazmayı unutmuşum ilk günün akşamı bir de şöyle bir diyaloğumuz oldu;
odasında birlikte oynarken, "öğyetm..." -aa anne sana öğyetmenim diyecektim as daa!
Aaa gerçekten mi:)


18 Eylül 2010 Cumartesi

Ceren'ce şeyler...

Birlikte yerden top yuvarlamaca oynarken birden oyuncak süpürgesinin hortumunu çıkarıp;
-annee! aklıma biy fikiy geldii!
ne geldi bakalım?
-şimdi boyulu(borulu) top yapalım mı ne deysin?
olur, ama nasıl olacak o?
-şimdii bant lajım bice, boyuyu topa bööyle yapıştıyıcaz tamam mı?
-dedeee! koli bandın neydee?

Aranjman:)
Anneannenin bahçesinden toplayıp da eve getirdiği çiçekler + ceviz kabuğundan yaptığı yelkenlilerin batmış halleri + tuzluk ve biberliğin kapakları + suyu deniz yapmak için içine koyduğu mavi ve beyaz oyun hamurları + mavi oyun hamurunun komple kutusu:)

Bir sorduğumda kardanadam, diğer sorduğumda çam ağacı :)

Anne ve Ceren'e çam ağacından ya da kardanadamdan bozma topitop :)

Anne salondayken Ceren mutfaktan seslenir;
-anneee! geel gell bi gell bak baaakk!
noldu kızım?
-gel gel bak ne yaptım ben?
geliyorum, ne yaptın bakayım?merak ettim
-bak ne güceel bir kule yaptımm
aa çok değişik bir kuleymişş
-evett, tahiiin, pekmeez, peçetee, suluukk, yeçeelll

Yazdan kalma; boya püskürterek buz boyama...
Yatmadan önce boyayıp, ertesi sabahki "mor su" halini görünce birçok soru sordu...

Beklemediğimiz bir anda bir çocuk için herşey oyun olabilir.
Betoon çimen, betoon çimen... diye sırayla sayıp
Biiy, cıplaa!! (zıpla)
ikii, cıplaa!!

üçç, cıplaa!!
dööyt, cıplaa!!
beeş, cıplaa!!
Heeyyy yaşaşıınnn...

15 Eylül 2010 Çarşamba

Deneme 1-2...


Anne; çocuğunu giysili, kendini giysisiz tartandır:)

Haydi bakalım...

Sen hiç arkana bakmadan sınıfa çıkarken boğazım düğümlenmedi sanma...

Zaten etkinliklerden dolayı alışıktın ortama ve yüzlere, bu artımız oldu...
Ve oyun odasına...

Hadi bakalım sonunda büyüdün de başladın kendi deyiminle "tavşanlı okul"una,
Hayırlı olsun fıstığım...
Bu iki alıştırma gününde gayet iyiydin.
Sen beni merak edip de gelmedin aşağı,
Ben merak ettim çıktım yukarı:)
Birtek "yaptığım resmi anneme göstereceğim" demişsin, o yüzden indin.
Yeni aldığımız boya kalemlerini arkadaşlarınla paylaşmak için sınıfa götürdün ve orda kalmasını istedin yine paylaşmak için.
Öğretmenin ve ablalar, sürekli konuştuğunu bıcır bıcır olduğunu söylediler.
Demek ki mutlusun...En çok, mutlu olunca çenen düşer çünkü;)

Asıl sınavımız pazartesi günü...
Tüm gün bensiz ne yapacaksın bakacağız.
Biliyorum sen çabuk alışırsın ama,
Ya ben?

12 Eylül 2010 Pazar

Deneme 1-2

Bir tatil günü, şehir dışındaki anne evinde, sorumsuzca uyuduğum birkaç saatlik öğleden sonra uykusu kadar hafifletici başka birşey olabilir mi?

11 Eylül 2010 Cumartesi

Okula psikolojik hazırlık...

Her büyük değişimde, günler, bazen aylar öncesinden hazırlıyoruz Ceren'i.Böylece kendisini neyin beklediğini biliyor, hergün aklına takılan soruları soruyor, cevaplar alıyor, kafasında oturtana kadar da aynı soruyu türlü dolambaçlı şekillerde sorarak peşini bırakmıyor.
Bu süreci birkaç kitapla destekleyerek, varsa kafasında dolanıp duran endişeleri kısa sürede ve etkili olarak gidermenin mümkün olabileceğini düşündüm.Nette iki kitap çıktı karşıma okula başlamakla ilgili. Bir de "Cemile Okula Dönüyor" vardı ama o sanki daha önce başlamış da yaz tatili sonrası yeniden başlıyor izlenimi verdi isminden...
Bundan 2 hafta önce internetten aşağıdaki iki kitabı aldım.Dezavantajım tabii ki kitapları okuyamadan alma riskini göze almaktı.
Yorumlarımız ise şöyle;

1* Şirin Yuvaya Gidiyor

Suluboya resim tekniği, kitabın görsel düzeni, bir sayfada yazılar diğer tarafta resimler olması çok hoş.Ancak kitaptaki somurtkan ve kızgın yüz ifadeleri çok aşırı keskin.İki üç sayfada bulunan üzgün ya da kızgından öte aşırı kinli bakışları arkadaşım Tuğçe ile yumuşatmamız gerekti öncelikle:) Hikayenin kraliyet ailesinde geçmesi de pek hoşuma gitmedi.Açıkçası Ceren'in kendisini özdeşleştirmesini istediğimden, ben Cemile tarzında sade bir hayat bekliyordum:) ama bu şaşaalı hayatı da sadeleştirip okumayı ve neredeyse her sayfada!! yazılanları değiştirirken buldum kendimi.Çünkü bazı cümleler aşırı sert, bazıları da bize tersti:) Örneğin; arkadaşı Şirin'e diyor ki: "birlikte oynayalım mı? kötü sözler söyleyerek çamurda zıplarız. Bir de korsanlar gibi dövüşelim" Başka bir sayfada, "nee kızım evlenecek mi?" diyen kral...Sonuç: Bu kitabı Ceren'e benden başkasının okumaması lazım:)
Ancak kitapta genel olarak anlatılmak istenen şey anne ve baba ile sadece bir gün bile okulda bulunmak çocuğun işine gelmez, rahat edemez, onlar çok titiz ve hiçbirşeyde ona rahat vermediklerinden, okulda arkadaşları ile olması onu daha çok mutlu eder;)
Ben bu kadar eleştirdim ama ona yansıttığım şekliyle Ceren bu kitaba bayıldı.Bu tatil günü sabah saat 6 küsurda "annee Şiyin'i oku" demesi, ben aman bu saatte uyanmasın diye kısık sesle okurken geri uykuya dalması da ne kadar çok sevdiğinin göstergesi.Günde kaç kez okuttuğunu bilmiyorum desem yeridir:) Ve artık şunu demeye başladı: "siz sadece ilk gün geleceksiniz sonya gelmeyin tamam mı!?"

2*Miffy Okula Gidiyor

Türkçesini aldık, ancak bu boyutta resmi yabancı bir siteden bulabildiğimden mecbur bunu kullandım. Resimler çoğunlukla ana renklerle yapılmış, oldukça sade.Yazılar da şiirsel bir dille kafiyeli olarak yazılmış ve her sayfada bir dörtlük şeklinde.Ben şahsen Miffy'nin ifadesiz yüzünden hoşlanmıyorum.Kitaptaki hikaye, olaylar, biraz donuk geldi bana.Alternatif olarak "Hello Kity Okula Başlıyor" diye bir kitap olsa sırf sevimliliğinden onu alırdım:) Ama Ceren bu kitabı da sevdi.Bugünlerde Şirin 1 numara, Miffy de 2.
Günde birkaç kez de bunu okuyoruz.

Her nekadar ben çok eleştirsem de kitapların amacına ulaştığını görüyorum ve heyecanla geri sayıyorum.

1 Pazar...

0 Pazartesi...

10 Eylül 2010 Cuma

Herkese iyi bayramlar...


8 Eylül 2010 Çarşamba

Deneme 1-2


Alelacele hazırlanıyorken diş fırçalama esnasında birkaç ufak işi de aradan çıkarmaya çalışmak gerçekten işe yarar mı?Yoksa sadece dilimizin yandığıyla mı kalırız?

7 Eylül 2010 Salı

Köpürcük'ün 1.yaş hediyeleri :)

Bundan birkaç hafta önce Köpürcük'ün 1.yaşgünüydü.
Ceren'le beraber baktık hediyelere, öylesine sordum ona "hangisini istersin?"
"Mavi ucun kulaklı tavşanı isteyim" dedi:)
Vee istediği de oldu...
Şansın her zaman bol olsun tatlı fıstığım.

Şeyda'cığım ellerine sağlık, ve nice yıllara sevgili Köpürcük!!

6 Eylül 2010 Pazartesi

Deneme 1-2 ...


Bazen bir cümle gelir aklıma.
Anlamlı ya da anlamsız...Mantıklı ya da saçma...
Unutmadan yazmam lazımdır, içimde kalırsa birikirler rahat edemem.
Unutmadan yazmam lazımdır, yazarım.
Bir not kağıdına, deftere, o da olmazsa aklıma...
Dedim; ama dağınık kalmasınlar artık oralarda.
Toparlansınlar hepsi burada...

4 Eylül 2010 Cumartesi

İlk vesikalık fotoğraf...

İlk vesikalık fotoğraf 35 aylıkken okul için gerekli oldu, çektirdik...Çekimler oldukça keyifli geçti :))
Güvenlik sebebi ile resmi değiştirdim.
Ceren: Annee yesmimi çok kaymakayışık yapmışşın!
Anne: Haklısın kızım:)

1 Eylül 2010 Çarşamba

Lunapark keyfi

Neşeli makinist :)

Heyecanlı anne ve sakin kızı :)

Transa geçmiş pilot :)

baakk anne işte şu aaahtaapoott !!

Her İzmit'e gidişimizde yanından geçerken "aa birgün gelelim buraya" diyorduk. Ama nedense hep unutuyorduk. Taa ki Ceren bundan 2 hafta önce "yunapayk! yunapayka gidecektik hani?" diye hatırlatana kadar.
Birçok durumda dediğimiz gibi yine aynı şeyi söyledik. "Kızımız büyümüş de haberimiz yokmuş:)" Daha birkaç ay öncesine kadar sadece trene binen küçük hanım, bu sefer bizi oradan oraya çekiştirerek hepsine binmek istedi. Hatta ben dönmedolaptan ağırlıklarımızın dengesizliği sebebi ile korkmama rağmen o çok rahattı:) Binemediği birkaç şey kaldı, o da hava muhalefeti nedeniyle...Ama sözünü de aldı, "atlıkayınca da vaydı ya ona da binicem tamam mı şonya?Ama şen de yanımda duyup elimi tutayşın tamam mı? Bi de üştünde şopa olan çubuk olan ayabalay vaydı göydüm onlayı(çarpışan otolar) ama onlay büyük abiley içindi onlaya da büyüyünce binicem tamam mı?" Tamam tatlişkom tamam:)
Bizim kız mutlu olduğunda çenesi bir düşüyor ki sormayın:)